|
Videolar
Gazi Şeyh Oğlu Molla Hasan Yaşar
Emek-Ücret-Sendika ve Sivil Toplum 1
Emek-Ücret-Sendika ve Sivil Toplum 3

Sendika ve Maaş Zamları 2007-1

Sendika ve Maaş Zamları2007-2

Anakronzim-Artvin 2004-1

Anakronzim-Artvin 2004-2

Anakronzim-Artvin 2004-3

Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-1

Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-2

Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-3

Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-4
Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-5

Erdemliler Birliği Üsküdar 2006-6

Hüseyin KÖSE Çöl dağlar

Hüseyin KÖSE Alim Alim

Hüseyin Köse Ah şalım kara şalım
|
|
Tercih mi? Servis mi?
Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay 12 Eylül döneminin travmalarını anlatırken ''Zeki Müren Türkiye'nin en büyük erkek sanatçısı, Bülent Ersoy ise en büyük kadın sanatçısı seçilmişti, böyle absürd dönemlerden geçtik'' deyince ortalık karıştı. Sayın Bakan “Kimseyi incitmek istemedim” diye açıklama yaptı. Sayın Bakan tartışmayı uzatmak niyetinde olmadığını ortaya koysa da bu vesile ile bir çok politik eleştiri kaleme alındı, olaya bilimsel tartışmalar zemininden yaklaşmaya çalışan Ali Bulaç’ta saldırılardan payını aldı.
Olaya çok farklı yönlerden bakmakta fayda var. Fizyolojik olarak erkek ve kadında, erkeklik ve dişilik özellikleri yeterli ise karşı cinslere ilgi duyulmakta ve cinsel yaşam bu zemin üzerinden yürümektedir. İnsan ve hayvan nüfusunun kahir ekseriyeti bu minvaldedir. Ki bu, en azından neslin devamı ve kamu sağlığı açısından uygun olandır diyebiliriz.
Konunun Bülent Ersoyla ilgili bölümü fizyolojik başlıkta incelenebilir. Çünkü çift cinsiyetli olarak yaratılmış (Muhsan) ve biri tercih edilmiştir. Tartışma tercih hakkıyla alakalı değildir. Elbette bireyler böyle bir durumda bir çok araştırma ve testlerle de uğraşarak zor kararlar almak durumunda kalabilirler. Buna, karar hakkına saygıyla yaklaşmaktan başka yol yoktur. Ancak konu bu değildir. Parlak ödül sahiplerine yetişkinler yalnız ödül saiklerinden bakabilir, fakat çocuk ve gençlerde bu böyle olmaz. Rol model etkisi yapar.
Bir çok araştırma göstermiştir ki, fizyolojik açıdan hiçbir sorunu olmadığı halde çevre şartlarından ve rol modellerden etkilenerek cinsel kimliklerde kaymalar yaşanmıştır. Yaşanmaktadır. Psikolojik gelişimin ve kültürel aktarımın etkisiyle baskın cinsel kimliği ile fizyolojik uygunluğunda hiçbir sorun olmadığı halde karşı cins kıyafetleri, oyuncakları ve oyunlarıyla büyütülen çocukların zamanla hormonal dengelerinin de fizyolojik yapısına aykırı olarak diğer cinse doğru kaymalar gösterdiği görülmüştür. Hatta sürekli aynı cinslerin dar alanda bir arada bulunması, hapishane gibi. Karışık cinslerin dar alanda sürekli bir arada yaşaması (Hormonlar, Genel Biyoloji. MEM) Zeki Müren’in durumuna bu bapta kategorize edilebilir. Küçük yaşlarda yaşanan tecavüzlerinde benzer sapma etkileri olduğu bilinmektedir.
2002 de Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Hukuku Programı'nda master yapan Beyoğlu Emniyet Müdür Yardımcısı Sami Güneş 70 travestiyle yüzyüze konuşarak gerçekleştirdiği, Tez danışmanlığını Prof. Dr. Nilüfer Narlı'nın yaptığı bir çalışma bu tartışmalara bir çok yönden ışık tutmaktadır. Benzer çalışmaların farklı cinsel yönelimlere de uygulanması konunun anlaşılırlığını artıracaktır. Travestilik tek bir cinsel yönelim değildir, bu yüzden bir travesti heteroseksüel, eşcinsel, biseksüel, panseksüel, poliseksüel veya aseksüel olabilir.
“2002 Beyoğlu Şişli Beşiktaş civarında oturan ve çoğu 17-25 yaş arası olan travestilerin içinde Etiler, Bostancı, Şişli, Nişantaşı, Beşiktaş gibi orta ve üst orta sınıfın çocukları yok. Küçükçekmece, Yenibosna, Ümraniye, Eyüp, Kartal, Bakırköy, Bağcılar, Üsküdar, Pendik ve Avcılar civarında ikamet eden ailelerden, yüzde yetmiş dördü ilköğretim ve altı tahsil ve alt gelir gurubu, çok kız kardeşli ve yüzde seksen altısı son beş yılda İstanbul’a göç etmiş ailelerin çocukları başka şehirlerde doğmuşlar.” Bu verilerden olayın sosyal ve sınıfsal yönlerinin olduğunu söylemek haksızlık olmaz herhalde. Açıkça görülmektedir ki; Yoksul ve tahsilsiz varoşların çocuklarını zengin züppelere sunan bir sosyal sistem yaşanmaktadır. Yüzde sekseni İstanbula son beş yılda göçmüşler ( 1997- 2002 ) Tam anlamıyla 28 Şubat süreci etkisi yani birilerinin ülkeyle keyifleri için oynadıkları zamanlarda yoksul halkın çocukları peşkeş çekiliyorlarmış. Bu baskıcı siyasi dönemlerin toplumda nelere mal olduğunu anlamamız açısından önemlidir. “‘‘Memleketiniz neresi?’’ sorusuna verilen cevaplara göre, travestilerin yüzde 45'i Doğu ve Güneydoğu Anadolu kökenli. Güneydoğu kökenli olanlar yüzde 26 ile en geniş kesimi oluşturuyor. Travestilerin yüzde 19'u Doğu, yüzde 16'sı İç Anadolu, yüzde 13'ü Akdeniz, yüzde 10'u Karadeniz, yüzde 9'u Marmara, yüzde 7'si ise Ege Bölgesi kökenli.” Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ilk iki sırada olması gündüz devlet, gece PKK baskısıyla alakası yok denemez her halde. Buna birde kör geleneğin yoz baskısını ekledik mi önemli bir bölümünü izah etmiş oluruz diye düşünüyorum. ‘‘Çocukluğunuzda ailenizde şefkat gördünüz mü?’’ sorusuna yüzde 66 gibi önemli bir oran hayır yanıtı vermiş. Çocukluğunda aile içinde sözlü şiddet ve hakarete uğrayanların oranı yüzde 74, fiziki şiddete maruz kalanların oranı ise yüzde 73”
Travestilerin yüzde 93'ü ilk cinsel deneyimini bir erkekle ve 17 yaş öncesi yaşamıştır. Bu gönüllü ve akranlar arasında olsa bile tecavüzdür. Yalnızca yüzde 6 sı ek işte çalışıyor. Esas işleri olan fuhuşla geçiniyorlar. Yani ne başlangıç olarak nede devam eden bir cinsel faaliyet olarak “cinsel tercih” denemez. Devlet memuru maaşlarının 400 000- 600 000 TL olduğu bir zamanda aylık gelirleri 2 000 000 TL ye ulaşıyormuş. Yani sorun sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların zorunlu istikametinden bu caddelere çıkmış.
Hem ailelerde hem de travestilerde ekonomik düzey, tahsil ve sosyal düzey arttıkça oran azalıyor. Özellikle eğitim, isdihdam ve ücret politikalarını belirleyen ve belirlenmesinde etki sahibi olan kurumların omuzlarındaki vebalin anlaşılmasında katkısı olur ümidiyle…
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/10/13/193474.asp
DİN EĞİTİMİ BİREYSEL BİR HAK, TOPLUMSAL BİR VARLIK SELESİDİR
|